2 Şubat 2015 Pazartesi

BİR DEMET ANEMON


Çocukluk anılarım arasında kış aylarının ortalarında dağ bayır koştuğumuz günlerde kırmızı lale toplamalarımız hiç unutulmaz.Mor lale bulunmazdı bizim yaşadığımız, gezdiğimiz dağlarda.Pazarlarda görürdüm mor laleleri ,hayran hayran seyrederdim.Mor sevgim yıllar yıllar sonra çok daha netleşti ,yakın çevrem mor rengi görünce beni anımsar genellikle ,öyle bir sevgi işte...


Mitolojide hemen her çiceğin bir öyküsü var ,anemonun öyküsü de böyle:
Aşk tanrıçası Afrodit ile fani Adonis birbirlerine aşık olurlar. Adonis bir gün ormanda avlanırken, Afrodit’in eski sevgilisi Ares ile karşılaşır. Adonis, Afrodit’in bir ölümlüye olan aşkını kıskanan Savaş Tanrısı Ares tarafından ormanda vurulur. Afrodit yetişene kadar Adonis ölür. Afrodit düzenlediği bir törenle sevgilisi Adonis’in vücudunu güzel kokularla ovalar ve onu kucaklayıp ölüler diyarına götürür. Bu esnada Adonis’in kan damlaları ile güzel kokular birbirine karışır ve yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. O zamandan beri bu çiçeğe Afrodit ile Adonis’in aşkı anısına Anemon denmiş...


 Yolunuz Ege 'ye düşerse ,Bodrum 'a doğru yol alıyorsanız Beşparmak dağları eteklerinde ,Bafa Gölü kıyılarında bol bol bulabilirsiniz.Kış ortasında size mor mor gülümserler...

Diğer mitolojik öykü
ANEMONLAR 
Adonis'ti adı.
Yakışıklı mı, yakışıklı..
Ölümlülerin en güzeliydi..
Tanrıçaları peşinden sürüklerdi..
Aphrodite ve Persephone fena tutkundu ona..
Kör aşıktılar..
Paylaşamıyorlardı..
Hergün onun için kavga ediyorlardı..
Hergün "saç saça baş başa"ydılar..
Diğer tanrılar ve tanrıçalar huzursuz olmuştu..
Sonunda tanrıların başı Zeus girdi devreye..
Önce Persephone'ı dinledi..
Sonra Aphrodite'i..
En son ölümlü Adonis'i..
Ve kararını verdi..
Paylaşılamayan Adonis yılın dört ayını Persephone ile, dört ayını Aphrodite ile geçirecekti..
Kalan dört ayda ise yeraltına inecek, dilediği gibi yaşayacaktı..
İlkbahar ile birlikte tekrar yeryüzüne çıkacaktı..
Zeus böyle karar vermişti..
Adonis kalan dört ayında Aphrodite ile yaşamayı seçti..
Persephone kıskançlıktan delirdi..
Gözü dönmüştü..
Birgün tanrıların dağı Spilos'ta(Spil) Adonis'in üzerine bir yaban domuzu saldı..
Domuz Adonis'i fena yaraladı..
Aphrodite koştu yardımına..
Kucakladı..
Ama kısa sürede öldü Adonis..
Aphrodite gözyaşlarına boğuldu..
Kucağında Adonis'in ölü bedeniyle koşarken, ayağına bir diken battı..
Adonis'in kasığından sızan kan, Aphrodite'nin ayağından akan kan ile birleşti..
İki damla kanın toprağa düştüğü yerde bir çicek yeşerdi..
Yunan mitolojisinde Anemon dediler o çiceğe..
Aphrodite ve Adonis anısına..
Bizde "Manisa Lalesi" denir..
Ya da dağ lalesi..
O gün bugün ilkbaharda dağlar Anemon ile süslenir.
Anemonlar toprağın ve bitkilerin yeniden canlanışını müjdeler..

Yunan Mitolojisinde Anemon yeniden canlanışın simgesi.

Yeniden canlanıştır..
Adı, Sümerce Nisannu kelimesinden türemiştir..
Taze mahsul, turfanda anlamına gelir..


Arzu Sarıyer

27 Ocak 2015 Salı

Bafa Gölü ,Beşparmak Dağları,Bir Kış Günü



Bafa Gölü kıyıcığında Beşparmak dağlarına yaslanmış antik bir kent Heraklia ,MÖ önce görkemli bir liman kenti imiş.Ne olduysa Büyük Menderes Nehri'den olmuş ,kilometrelerce ötelerden getirdiği taşı toprağı yığmış Beşparmak dağlarının arasındaki dar koylara .Yığmışta yığımış bir de bakmışlar deniz uzaklaşmış git gide ve sonunda olan olmuş küçücük Bafa Gölü doğmuş geriye kalan Ege koylarında.En son Büyük İskender'in küçük krallığı hüküm sürüyormuş ,onlar da MS ilk yıllarında denizden uzaklaşmalara dayanamayıp yok olmaya mahkum olmuşlar.Antik kent kalıntıları üzerinde bugün Kapıkırı adında güzel bir köy var.

Bafa gölünü ilk kez ortaokul yıllarımda okul gezisinde görmüştüm ,sonra uzun yıllar çok yakınında yazlık komşusu oldum.Güllük Bodrum  gidiş dönüşlerimizde dinlenme yeri idi.Yol üzerinde dinlenme tesislerinde göle bakar geçerdik.Nedense o yıllarda karşı kıyılarını görmeyi akıl edememişim.Beşpamak dağlarını da uzaktan seyretmişim...Bakmaya doyamadığım görselleri yıllar sonra bir doğa gezi grubu ile" gitmiş,görmüş,gezmiş" olmanın mutluluğunu yaşıyorum...

Bafa Gölü eskisi kadar masmavi olmasa da bozbulanık suları ile yine de güzel...Beşparmak dağlarının eteklerinde ,patikalarında yürümek başka güzel.Taşlardan seke seke...Zümrüt yeşil zeytin ağaçlarına selam vere vere ...Bir gün önce yağmış yağmur damlalarının oluşturduğu gölcüklerin üzrerinden hoplaya zıplaya atlaya atlaya...Erken bahara merhaba demiş papatyalara göz kırpa kıpa...Mis kokulu nergisleri koklaya koklaya...Ve (hayatımda ilk kez) mor lale "anemon" toplaya toplaya. Ve de doğa dostu dostlarla konuşa konuşa ...



Arzu Sarıyer 25.01.2015

1 Ocak 2015 Perşembe

MERHABA 2015





   Umutların hep var olduğu ,iyilerle kötülerin savaşında iyilerin galip geldiği ,emeğin  değerinin bilindiği,güzelliklerin görülebildiği ,sağlıklı ve mutlu yıllar olsun...Sevgilerle dolu dolu olsun...Dostluğa selam olsun...


    Dostların dördüncü benim üçüncü yılımda portakal kahve likör dostluğu ve kardeşliği ,onlarca dost aynı tadı dünyanın hemen her köşesinden yudumladı dostluğun sevgisiyle...TEŞEKKÜRLER
http://bestebonnard.blogspot.com.tr/2011/12/noel-hazirliklari-hayallerportakal.html


30 Ekim 2014 Perşembe

NARLI TATLAR


NAR


çiçeklerin eksilen suyuna su,
yazın yanına hatırayı ekledik,
çekirge sesleri ve
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik.

------------------------------
Birhan Keskin


Sonbaharın kırmızı dünyası nar ;sarı ayvanın kırmızı kardeşi ...Hemen her sonbaharda nar taneleri ya da suyu ile hazırladığım tatlar.

 Nar suyu muhteşem içecek olduğu gibi tatlımıza renk de katar.Nar sulu muhallebi ;tatlı nar suyu ile.

Ekşi nar suyu ile patlıcan biber kızartmalı teretor (Ege'ye özgü  turşu ;taze fasulye ,börülce ,biber haşlanır üzerine "bir kg sebzeye" beş büyük diş sarımsak ,yarım çaybardağı zeytinyağı blenderden geçrilir ekşi ile karıştırılıp dökülür.)  haline getirir ;sarımsak ,tuz ,nar suyu karışımı güzel bir tat.


Yine sarımsak ,zeytinyağı ,tuz ,ekşi narsuyu karışımı turpotu teretoru ile .


    Ve nar likörü denemem ;beş tane narın taneleri,yarım kg toz şeker ,bir küçük kabuk tarçın bir ay uykuya yatırıldı...Bir ay sonra 35 lik votka ile buluşacak.Sanırım nar likörümüz içime hazır olacak...Sevgi ile...


Bir ay sonra likör hazır narlı narlı ;kahve ,narlı lokum ve nar likörü harika tatlar...

6 Temmuz 2014 Pazar

KIRMIZI ERİK SOSU (EKŞİSİ)


 Erik ; yurdumuzun her yerinde ilkbaharda  yeşil yeşil , yazın kırmızı kırmızı  sofralarımızı süsler .Yeşil erikler mevsiminin sonunda tüketilmezse kırmızı erik olur ,kütür kütür değildir artık bılkık bılkıtır.İşte o bılkık erikler ekşi ise ( Tatlı ise marmelat ya da suyu )  atmıyorum bir taşım kaynatıp süsgeçten çekirdeklerini ayıklayıp tuz ilavesi ile erik ekşisi yada sosu elde ediyorum.Uzun süre dayanmasını istersek üç beş limon tuzu ilave edebilirz her türlü salatalarda enfes tat veriyor.

Yukarda fotoğraftaki erikler temmuz ayında olgunlaşan yabani eriklerdir ,çok ekşidir.Çocukluğumuzda   dolapta soğutulmuş üstü buğu tutmuş halde dişlerimiz kamaşa kamaşa yerdik...Eskisi gibi fazla yenilmiyor ben de sosunu yapıyorum.Bu kez yukardaki tariften farklı yaptım ;tek tek erikleri yıkadım ,suyunu süsdürdüm.Çekirdeklerini bıcak yardımı ile çıkardım ,çelik tencerede kendi suyu ile kısık ateşte muhallabi kıvamında pişirdim ,blenderden  geçirdim ,tuz limon tuzu ilavesi ile on dakika kaynattım.Sıcak sıcak kavoza boşaltım aynı reçellerde olduğu gibi soğuyunca sıkıca kapaklarını kapattım.Kabukları atılmadığından önceki yaptığım kabukları süzülen soslardan daha parlak renkte ve daha kıvamlı oldu.

Merak edip denemek isterseniz bir kg erik ,iki tatlı kaşı kaya tuzu , beş tane karabiber büyüklüğünde limon tuzu ölçüleriyle yapabilirsiniz.Afiyetle ,sevgi ile...

Arzu Sarıyer

16 Haziran 2014 Pazartesi

KAYISI


BİR KAYISI AĞACI

Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız.
Yılda bir çiçek açar,
yılda bir kayısı veririm,
avuç içi kadar.
Yaz olur,
bir kadın silkeler dallarımı,
bir çocuk yerde bağırır, güler,
bense hoşnut olurum.
Hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır,
ne kavaklar gibi gururum.
Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
Dinekbağı’nda üç insan severim,
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam,
benim kadar sessiz sedasız,
benim kadar halim selim.
En güzel ay nisan ayı,
toprak yumuşak yumuşak,
en güzel ay nisan ayı.
Yamur yağdı, çiçek açtı,
bir hoş oldu içerim,
en güzel ay nisan ayı.
Kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa, bir sola,
başı döner kavakların.
Ben bir kayısı ağacı,
başımda çiçeklerim.
Ben bir kayısı ağacı,
üç insan severim:
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam.
Çocuğun adı Ahmet,
kadının adı Fatma,
adamın adı İbrahim.
Ahmet küçük ve sarı,
Fatma tombul ve beyaz,
İbrahim uzun ve narin.
Bir tek toprak odaları var üçünün,
toprak odanın bir tek penceresi.
Ben bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakarım odaya,
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
duvarda bir eski kırık ayna,
yerde bir eski kilim,
bir eski hasır.
Bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakar odaya,
çiçeklerinden utanır.
Dün gece gaz yakamadılar,
ayışığında gördüm üçünü.
Üçünün suratı asık.
Önce oturup
zeytin ekmek, taze soğan yediler,
sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
sonra esnediler.
Gökyüzü bembeyazdı.
Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
Gökyüzünde kavaklar..
Fatma uzandı İbrahim’in yanına,
sağa döndü.
Tombul, beyaz yüzü pencerede,
gözleri açık durdu sabaha kadar.
Çiçeği en önce kayısı döker.
Ben bir kayısı ağacıyım,
döküyorum çiçeklerimi.
Yer beyaz beyaz,
başım yeşil yeşil,
kayısılarım memede.
Haziran gelecek,
güneş yakacaktır tepemi,
kayısılarım balla, şekerle dolacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım,
haziran gelecek,
avuç içi kadar kayısılarım
Ahmet’in ekmeğine katık olacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım.
Kötü bir düşüncedir almış beni.
Geçti bağları budama zamanı, dedim,
dedim, çarşıda dört döner İbrahim,
dedim ekmek parası,
zeytin parası,
gaz parası.
Dedim, insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.
Ben bir kayısı ağacı.
Fatma’nın, İbrahim’in, Ahmet’in
yumurtası, şekeri, eti.
Gittikçe artmakta kederim.
Günlerden pazartesi.
Gene geldi, elinde çanta, o şişman adam.
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
Durmuş İbrahim kapıda,
yüzü dalgın ve sinirli,
bakıyor eli çantalı şişman adama.
Şişman adam uzattı gövdeme elini,
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
büktü boynunu kuzular gibi.
Ben bir kayısı ağacı.
Gövdemde sarı kağıt.
Yol parasını verememiş İbrahim,
verilmiş haciz kararı.
Yapmayın, dedim.
yılda bir çiçek açarım, dedim.
Etmeyin, dedim.
ekmeğe katık oluyor kayısılarım, dedim.
Bir öğle vakti baktım,
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola.
Ben kışlık odun,
altı lira…

A. KADİR